Sunday, May 29, 2011

Is it a duck? Is it a rabbit?

Makale okuyup, notlar alıp, kendi kendime de söylenirken elimle de bir seyler yapıyorum, Burak soruyor: Abla o ne? Cevap: Paradigm shift.

Monday, May 23, 2011

şimdi şöyle bir şey var

tamam satın alma gücü yüksek bir takımın taraftarıyım. sivas kalecisinden tut yan hakeme, orta hakemden tut volkan demirele, garnizon komutanından tut mit müsteşar yardımcısına hepsini satın aldık. okeeeey!

ama biri bana şunu açıklasın:

kendi evinde yendiğimiz galatasaray ve beşiktaştan kimi satın aldıydık?
ya evimizde yendiğimiz trabzonspordan?

insan bi durur düşünür yahu iki dakika olsun tefekkür eder. bu takım zaten geçen sene de son dakikada şampiyonluğu kaçırmış, çeşitli yeni sistemler denedeği için ilk yarı bir şekilde en yakın rakibinin 9 puan gerisine düşmüş, alışık olduğu sisteme geçip alex'i mükemmel kullanınca, kritik hiçbir sakatlık da yaşamayınca, 18 maçın 17sini kazanmış ve hiç kaybetmemiş. 

17 maçı alacak paramız vardıysa ben niye son 5 senede iki kez üzüldüm? Kafanız mı güzel?


Saturday, May 22, 2010

aşk-ı memnu'da ne oldu?


Zeynep: ya işte o orman sahnesini anlatim
hah
işte yatırdı behlül bunu
bihter olmaz aşkım burda dedi üste çıktı resimde görüldüğü gibi sdşfldfsşdsfş

Burce: sdfsdfdsf

Zeynep: sonra nihalden ayrıl dedi kalktı gitti şlsdfkşsdlkfşsdflksddf
behlül kaldı mı eli sikinde

Burce: HAHAHHAAHHAAH

Zeynep: sşdfkşsşdsdşfs

Burce: sdflksdjflksdjflksdjsdklfjdsf

Zeynep: sdfsfdsddfsfsd
çık içimden bihter çık! diye baaardı

Burce: dfklsjdklsdjflksdjfklsdfj

Zeynep: "çık içimden" muhabbetiyle karşılaşırsan
espriyi anla diye sölüyom
ben karşılaştım. NEYSE EFENDİM
behter geldi

Burce: eyvallah kanka

Zeynep: bihter

Burce: djkdlsf

Zeynep: sdşlfdssdf
masaya oturcak

Burce: beher dürzü

Zeynep: ednan baktı saçında çalı çırpı var
aldı
işte ter içinde kalmışsın dedi

Burce: ohahshdshd

Zeynep: ay çok koştum falan dedi bu
neyse behlül geldi
nihal sen daha yeni çıkmamış mıydın dedi
dizim yandı geri geldim dedi behlül masaya oturdu
onun da sırtı toprak
nihal "bu ne böle yerlerde mi yuvarlandın dedi"

Burce: şaka

Zeynep: firdevs böle bakışlara başladı

Burce: sdjfksdjsdlkfjsdlkf
ayılar ya

Zeynep: bihter de şey dedi
e ben de korudaydım, neden karşılaşmadık acaba dedi
nihal böle kıllandı (o arada bitiş müziği girdi)

Burce: sdfsdfdfsdfds

Zeynep: firdevs böle bi bihtere bi behlüle bakıyo
nihal bi bihter e bi firdevse bi behlüle bakıyo
bihter de havaya baka baka su içiyo
dsfdssdf öle bitti

Burce: ahahahhahahahahhahhaha
of flash animasyon gibi anlattın
jsdfkldlksdjfdsfjsdlfk

Zeynep: sdfsdfsd

Burce: pokeimam
tesbih
sdjfdklsjsfjsf

Zeynep: sdfsdfsdfsa

Thursday, May 20, 2010

liriklik


Erdal: of canım nasıl paris çekti
me: ay çok sıkıldım
Erdal: şimdi orada olmak vardı anasını satayım
me: benim de çekti ya
fıtı fıtı yürümek istiyorum
bilmediğim herhangi bir şehrin
Erdal: amsterdam da olur :P
me: sokaklarında
ama tabi yozgat filan değil
sdjfklsdjflksdf
Erdal: ahahaha
çorum'a gidip oradan yozgat yapar
me: HAHAAHAH
Erdal: niğde ile finale erdiririz

(bu aralar çok verimli loglar oluyor, gülme verimi yüksek loglar, arada paylaşayım böyle, ama tabi yozgat filan değil sdfsdfs)

Tuesday, May 4, 2010

kankardeşim pın pın


namık kemal ilkokulu'nda 2. sınıftayız. pınarlar folklor oynamış, 23 nisan olması gerek, burak henüz 3 yaşında var yok, elimden bayrağı almış, bizim sınıf bi danslar ediyordu sonra bir ara o bayrağı önümüzde açıyorduk öyle bir şeyler. babam her öğretmen gibi lacivert takımı gri kravatı ile gülümsüyor, kolormatik gözlüklerini hâlâ çok seviyor, bıyıklarını kestiği zaman kendine yabancılaşıyor.

biz bugün kankardeşim pınpın'la bir kaç ay içerisinde ayrılacağımızı bilmiyorduk. aynı mahallenin iki küçük kızıydık, türk kolejinin yüksek duvarlarının tepesinde birbirimizi kovalar insanların yüreğini ağzına getirirdik, enerjimiz bitsin diye babam karşıdaki lisenin basketbol sahasında bize basket atmayı öğretirdi.

önce anneme lojman kurası çıktı ve o mahalleden taşınmamız daha ekonomik hale geldi, sonra benim ilkokul öğretmenim türk kolejine geçmeye karar verdi ve beni de yeni mahallemizdeki ilkokula almaya karar verdiler. pınar'la ilk ayrılığımız böyle oldu. kankardeş olmaya karar verdiğimiz günü hatırlıyorum. benim dizlerim hep yara olduğu için taze bir kabuğu kaldırmak yetmişti, onun da küpeden kulakları yara olurdu hep. (annelerimize bu yaptığımızı anlatınca epey azar işittiydik, ne pis kızlardık.)

.

kankardeşim pın pın beni 4 yıl önce chaotic evil bir adam uğruna terkettiydi, dün geri geldi. geçen dört yıl boyunca her gün özlemişim. ne kırgınlık ne sitem vardı içimde. yanımda olsa ağlarken göğsüme bastırır "üzülme kankam, güzel günler bizi bekler." derdim.
*
kankacım, haftasonu istanbul'a geliyor olman ne şahane bir şey!

Wednesday, April 28, 2010

solcuyum liberalim fenerbahçeliyim

My Political Views
I am a left social libertarian
Left: 6.19, Libertarian: 5.18

Political Spectrum Quiz

My Foreign Policy Views
Score: -7.58

Political Spectrum Quiz

My Culture War Stance
Score: -7.81

Political Spectrum Quiz

Monday, April 26, 2010

1999 yılında şiir yazan ve kelime oyunlarını seven bir insandım

b


seni benden her şey ayırabilir
bu şehir
bu yağmur
bu yol
tıpkı başkalarını
yine  başkalarından ayırdığı gibi
eksilir
azalırız
aslında ayrıldıkça yayılırız
ayrıldıkça çoğalırız
ama yine de
ezilir
büzülürüz
ve bunu
her şey
yapabilir
ve bu
her şey
e
k
arşı koyma gücümüz
b
ağın gücüdür
şehrin bölemediği
yağmurun çözemediği
yolların kesemediği
bir b
ağımız varsa şayet
ki buna
aşk
diyorlar
seni benden
hiç
bir
şey
ayıramaz.

17/10/1999

Kırk yıllık bilgisayarımıza ubuntu kurmak için orada ne var ne yoksa harici hdd'ye atmış burak, yedeklenen klasörleri kurcalarken eskimiş yazılarımı bulmak bana sürpriz oldu, bu 16 yaş şiirciğimi okuyunca aklıma "network theory"nin gelmesi ise bambaşka bir duygu fişfişfiş güzel özetlemişim.

Sunday, April 18, 2010

bizim mahallenin vosvosları

madem template'imi değiştirdim neden bu güzellikleri buraya koymayayım templeytin anlam ve ehemmiyetine uygun olarak dedim.

çok seviyorum vosvosları. bir gün iyi ve güzel bakabileceğime inanırsam inat edip alıcam bi tane.

iki fotoğraf da gerçek polaroidle çekildi bu arada fotoşort çakması polaroid değil yani sdfsdf

Wednesday, April 14, 2010

küçükken

sevgilimi aradığımda telefon telesekretere düşünce küçüğüüüüm daha çok küçüğüüüüüm o yüzdeeen'i kaydetmiştim mesaj olarak. kimbilir ne huysuzluk yapmıştım. on yedi buçuk yaşındaydım. çok yaramazdım.

Wednesday, April 7, 2010

Monday, April 5, 2010

sürekli okuma isteği

lisanstayken (işletme) önce matematikle çift anadala başlayıp sonra okulun bir takım sorunları yüzünden bırakmak zorunda kalmıştım, durup dururken lineer cebir ve kombinatorik analizler okumam beni neşelendirmişti.

daha sonra herkes para banka gibi tırıvırı dersleri seçmeli ders olarak alırken ben gittim yazılım mühendisliğinden önce C dersi sonra da database dersi gibi SQL filan anlatılan iki ders aldım. canım çıkmıştı ama yine çok zevk almıştım.

lisans bitti hem işi ezbere yapmak istemediğimden hem de türkiye'de farklı ve az bulunan bir özellik diye temel olarak uluslararası finansal raporlama standartları anlatılan muhasebe ve denetim yüksek lisansında master of science aldım (burak'ın deyimiyle gerçek olmayan bilim sdfdsfd)

bir seneye yakındır da beni çok çok çok mutlu eden aslında temelde sosyoloji doktorası gibi dizayn edilmiş örgütsel çalışmalar programında doktora yapıyorum ve tatmin olma duygum tavan yapıyor.

burak elektronik mühendisliğiyle birlikte fizik çift anadalı yaptığı için bir takım teoriler, deneyler anlattıkça da içim bir hoş oluyor, bu akşam ntv'de cern'ü tartıştıkları programdaki adamlara sinir olurken onlara "siz yanlış konuşuyorsunuz, o öyle öyle değil böyle böyle, çene yapmayın!" deme yetim olsaydı keşke diye düşündüğüm için teorik fizik bilmek istedim.

alanım dışındaki herhangi bir akademik makaleyi anlayamayınca da mutsuz oluyorum genelde, uzman birine denk gelirsem de başının etini yiyorum bana bunu anlat anlat anlat diye zıvzıvzıv.

neyse, hayatımın sonuna kadar merak ettiğim her şeyi okuyabilirim gibi geliyor. keşke iş diye bir şey olmasa ve üniversiteler elini kolunu sallaya sallaya girilebilen yerler olsa, sabahtan akşama kadar okullara gidebilirim. benim de fantazim bu.

Sunday, April 4, 2010

pisişiğin patisindeki yara geçmemiş




Böylelikle kendisine veterinerimiz bir adet elizabet hediye etmeyi uygun görmüş ki yine yalaya ısıra bandajı koparıp sonra da yarayı iyice deşmesin. Elizabetin boyun kısmındaki beyaz kurdela nedeniyle annem ve babam durumu sevimli hale getirerek "gelin gibi oldu pisişik" dediler, hemen meraklanıp cam açtırdım ben de. Hafif sinirli gibi bakıyor dey mi?

Yürürken kafasındaki koniyi hesaplayamayıp bir yere çarpınca ödü kopuyormuş ve salaklayıp geri geri yürüyormuş.

Hasta olmak ne zor.

Lecce

Lecce'ye gidecekmişiz, bir takım kiliseler, katedraller görmenin yanısıra denize de girilebiliyor olması şahane. Üstelik arabayla Çeşme'ye kadar gidip sonra feribotla Birindisi'ye geçersek oradan sadece 40 km'ymiş. Faydalı linkler:

Wiki
tripadvisor
italyworldclub

Saturday, April 3, 2010

tiebreak


akşam fenerbahçe acıbadem - cannes maçını izlerken düşündüm, ben küçükken sayı almak için servisi kullanan takım olmak gerekiyordu, yani servis kaçınca top karşı takıma geçiyordu ancak sayı yazmıyordu, maçlar da 15'te bitiyordu, sadece tiebreak'te maç hem 15te bitiyordu hem de servis kaçarsa sayı yazıyordu. uzun zamandır 25'te biten setler de eski zamanın tiebreak'i gibi oynanıyor, şimdiki tiebreak'in normal bir setten tek farkı ise 15'te bitmesi. 

bu sayı almak için servisi de kullanan takım olma kuralının en eziyetli tarafı yıldızların (11-17 yaş arasıydı sanırım) henüz servis atma yetisinin tam gelişememiş olmasından takımların karşılıklı servis kaçırma döngüsüne girmesiydi, hop servis kaçar bi tur dönersin karşısı da servisi kaçırır bi tur daha dönersin kabus gibi dön allah dön o maç bitmez. gerçi şimdi de servis kaçıra kaçıra oyun dönmeden sayı kayıpları/kazançları oluyordur belki bilemiyorum.

çok özlüyorum voleybol oynamayı, bu akşam maçı izlerken manşet ala ala moraran kollarımı hatırladım, pasördüm ben, boyum ona yetiyordu ama demir tozlarıyla koşa zıplaya file üzerinde gerektiği kadar yükselebilmeyi başarmıştım, kaderim rıdvana benzemeyeydi iyiydi, üstelik yorumcu bile olamadım! objektif de değilim! vay halime!

(not: fotoğrafı papazınçayırı'ndan çaldım)